SELİM HAN ÇELİK

DAVUTOĞLU'NUN FESİH KARARI VE SİYASİ KİBİR

29 Temmuz 2026 Çarşamba 21:16

Ahmet Davutoğlu'nun Gelecek Partisi'nin feshedildiğini açıkladığı deklarasyon, ilk bakışta bir parti kapatma metninden çok, dünyanın ve Türkiye'nin içinde bulunduğu krizlere ilişkin kapsamlı bir siyasi analiz niteliği taşıyor. Yapay zekâdan küresel dönüşüme, hukuk devletinden ahlaki erozyona, kutuplaşmadan ekonomik adaletsizliğe kadar birçok meseleye dikkat çekiliyor. Türkiye'nin yeni bir siyaset anlayışına ihtiyaç duyduğu vurgulanıyor.

Ancak metnin en dikkat çekici yönü, bütün bu sorunların ardından ortaya konulan çözümün siyaseti terk etmek olmasıdır.

Oysa sayılan problemlerin neredeyse tamamı, çözümü ancak siyaset kurumunda üretilebilecek sorunlardır. Hukuk düzenini kuracak olan da, demokratik sistemi güçlendirecek olan da, liyakati yeniden hâkim kılacak olan da, yolsuzlukla mücadele edecek olan da siyasettir. Siyasetin çözemediği sorunların başka mecralarda çözülebileceğini söylemek, siyaset kurumunun varlık sebebini tartışmalı hâle getirir.

Daha dikkat çekici olan ise deklarasyonda güçlü bir öz eleştirinin bulunmamasıdır.

Metinde Türkiye'nin bugün yaşadığı birçok sorunun sorumluluğu anlatılıyor; iktidar eleştiriliyor, sistem eleştiriliyor, siyaset kurumu eleştiriliyor. Ancak uzun yıllar dışişleri bakanlığı, başbakanlık ve iktidarın en üst karar mekanizmalarında görev yapmış bir siyasetçinin, bu süreçlerdeki kendi sorumluluğuna ilişkin tek cümlelik bir muhasebeye bile yer verilmiyor.

Siyasette başarı kadar başarısızlığın da sorumluluğunu üstlenebilmek siyasi ahlakın gereğidir.

Gelecek Partisi'nin kuruluş süreci, hedefleri ve geçen yıllardaki performansı da aynı şekilde değerlendirilmiyor. Neden toplumda beklenen karşılığı bulamadığı, neden güçlü bir siyasi alternatif oluşturamadığı, hangi stratejik hataların yapıldığı, hangi tercihlerin yanlış olduğu konusunda kamuoyuna herhangi bir açıklama yapılmıyor. Bunun yerine başarısızlığın sebepleri daha çok genel siyasi iklime bağlanıyor.

Oysa Gelecek Partisi'nin başarısızlığı yalnızca iktidarın baskılarıyla açıklanabilecek bir mesele değildir. Parti teşkilatlanmasından siyasi diline, toplumsal karşılık üretme kapasitesinden ittifak tercihlerine kadar birçok konuda yapılması gereken ciddi bir muhasebe bulunmaktadır.

Deklarasyonda dikkat çeken bir başka husus ise satır aralarındaki siyasetin küçümseyen kibirli yaklaşımlar.

Davutoğlu, bundan sonra ülkeye farklı mecralarda hizmet edeceğini ifade ediyor. Elbette akademi, düşünce kuruluşları ve sivil toplum önemli alanlardır. Ancak bunların hiçbiri millet adına karar alma yetkisine sahip değildir. Kamu politikalarını belirleyen, kanun yapan, bütçeyi oluşturan, adalet sistemini düzenleyen ve devlet yönetimini şekillendiren temel mekanizma siyasettir.

Siyasetin kirlendiğini söyleyerek siyasetten çekilmek, kirlenen alanı daha da sahipsiz bırakma riskini taşır. Eğer gerçekten Türkiye'nin yeni bir siyaset anlayışına ihtiyacı varsa, bunun gereği mücadeleyi bırakmak değil, mücadeleyi sürdürmektir.

Üstelik deklarasyonun önemli bir kısmında "ahlaklı siyaset", "liyakat", "demokratik hukuk devleti" ve "siyasi restorasyon" çağrısı yapılırken, metnin sonunda bu mücadeleyi siyasetin dışına taşıma kararı açıklanmaktadır. Bu durum metnin kendi içinde de önemli bir çelişki oluşturmaktadır.

Çünkü siyasetin sorunlarını çözmenin yolu, siyaseti terk etmek değil; daha iyi siyaset yapmaktır.

Türkiye bugün gerçekten ciddi sorunlarla karşı karşıyadır. Demokrasi, hukuk, ekonomi, eğitim ve toplumsal kutuplaşma gibi alanlarda güçlü reformlara ihtiyaç vardır. Ancak bu reformların adresi sivil toplumun tek başına yürüteceği çalışmalar değil; millet iradesinin tecelli ettiği siyasal alandır.

Sonuç olarak Ahmet Davutoğlu'nun açıklaması, Türkiye'nin sorunlarını doğru teşhis eden ancak çözüm konusunda ikna edici olmayan bir metin görünümündedir. Daha önemlisi ise, yıllarca devlet yönetiminde ve siyasetin merkezinde bulunmuş bir ismin, bugün gelinen noktaya ilişkin kendi siyasi sorumluluğunu yeterince sorgulamadan yeni bir sayfa açmaya çalışmasıdır.

Gerçek siyasi liderlik, yalnızca ülkenin eksiklerini göstermek değil; kendi payına düşen sorumluluğu da açık yüreklilikle kabul edebilmektir. Öz eleştiriyle desteklenmeyen değişim çağrıları, toplum nezdinde eksik kalmaya mahkûmdur. Türkiye'nin ihtiyacı ise sadece yeni analizler değil; samimi muhasebe, hesap verebilirlik ve siyasetin içinde kalarak sürdürülen kararlı bir mücadeledir.

YORUMUNUZU YAZIN ...
Farklı olanı seçin:
# # # # # #